TÜRKİYE  SANAL  EĞİTİM BİLİMLERİ KÜTÜPHANESİ                          Afyon Kocatepe Üniversitesi [Hazırlayan: Mustafa Ergün]
[Yazar ve Konuya Göre Arama][Fulltext ve İçindekiler Listesi][İngilizce Eğitim Siteleri][Türkçe Eğitim Siteleri]

XIX. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN AVRUPA TOPRAKLARINDA AMERİKAN MİSYONER FAALİYETLERİ

UYGUR KOCABAŞOĞLU

Uluslararası siyaset arenasının XIX. yüzyıldaki iki “süper” gücü İngiltere ve Rusya’nın, farklı derecelerde ve değişik amaçlarla da olsa, Bulgaristan’ın bağımsızlığı ve “özgürlüğü” yolunda çaba harcadıkları genellikle bilinir. Oysa Bulgarlar, “Ortodoks hiyerarşisinin ve Türk despotizminin”  pençesinden kurtarmak amacıyla çaba harcayan ve bu uğurda pek çok emeği geçtiğini iddia eden bir başka ülke daha vardır ki, bu ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Amerika’nın yüzyılın başından itibaren bölgeye karşı artan ilgisi, özellikle Amerikan misyoner örgütlerinin çabalarıyla yüzyılın ikinci yarısında kimi ürünler vermeye başladı. Bu makalede, Amerikan misyonerlerinin, özellikle okullar ve matbaa kanalıyla, “Bulgaristan meselesi”ne XIX. yüzyılda yaptıkları katkılara ilişkin bilgiler aktarılacak.

Osmanlı egemenliğine ilk giren ve son çıkan ülke olmak gibi bir özellik de taşıyan Bulgaristan’ın uluslaşma süreci, üç aşamalı olarak düşünülebilir. Birinci aşama edebiyat ve eğitim alanındaki uyanış, ikinci aşama Bulgar Kilisesi’nin Rum Ortodoks Kilisesi’nden bağımsız hale gelmesi ve üçüncü aşama da barışçı ve silahlı yöntemlerle bağımsızlığı elde etmeye yönelik siyası mücadele olarak dönemlendirilebilir. Bu aşamaların özellikle ilk ikisinde Amerikalı misyonerlerin daha fazla katkı yaptıkları söylenebilir; ancak üçüncü aşamaya katkıda bulunmadıkları ise söylenemez.

Osmanlı İmparatorluğu’na karşı olumsuz tutumuyla bilinen ABD Başkanı Theodore Roosevelt (1901-1909), 1912 yılında Bulgaristan için şunları söylüyordu: “Yüzyılın son üçte birinde hiçbir başka ulus Bulgaristan kadar hızlı ve büyük mesafe kat etmemiştir.  Amerikalılar, bağımsızlığını kazanan Bulgar ulusunun ilk anayasasını, İstanbul’daki Konsolosları Eugene Schuyler eliyle hazırlatacak kadar bu yeni ulusa sempati duyuyorlardı . Bu tutum, Amerikan yayılmasının işlevsel araçlarından birisi olan misyoner faaliyetinin yüzyılın üçüncü çeyreğinde bölgede almış olduğu biçim ve özden olduğu kadar, ABD’nin artık bir büyük devlet olarak kendi kıtası dışındaki ciddi çıkarlarından kaynaklanıyordu.

Çok kısa olarak belirtmek gerekirse, XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’ya ayak basan ABCEM (American Board of Commissioners for Foreign Missions) misyonerleri, özgün amaçtan alan dinsizleri ve Müslümanları Protestanlaştırmak hedefinin geçersizliğini hemen kavradılar. Gerçekçi bir politika değişikliği ile imparatorluk bünyesindeki yerli Hıristiyanlara yöneldiler . Bunlar arasında da en fazla umut vadeden Ermeniler üzerinde yoğunlaştılar. Misyonerlerin ve genel olarak Batıların bir diğer stratejik hedefi de İmparatorluk bünyesindeki azınlıklar ya da ulusal toplulukları Türklerin “pençe-i kahrı”ndan kurtarmaktı. Bu iki amaç bir arada, misyoner faaliyetlerinin görünürdeki retoriğini oluşturuyor ve XIX. yüzyılın ikinci yarısıyla XX. yüzyılın ilk yıllarında Ermeniler ve Bulgarlar üzerinde deneme alanı buluyordu.

“Avrupa Türkiyesi Misyonu”

Amerikalı misyonerlerin Bulgarlarla ilk teması, öncü misyonerlerden H.G.O. Dwight ve William Schauffler’in 1834 yılında bölgede yaptıkları tetkik gezisiyle oldu .

Amerikalıların Bulgarlarla düzenli ve devamlı ilişkilere geçmeleri ise Misyoner Elias Riggs’in Bulgar aydınlarıyla işbirliği yapmasıyla başladı. 1847 yılında İngilizce konuşanlar için Bulgarca bir gramer hazırlayan Riggs, Bulgar edebi uyanışının öncülerinden Konstantin Fotinoy’la yakın işbirliği içinde oldu. Fotinov, Bulgar süreli yayıncılığının öncüsü sayılan Luboslovzye adlı dergisini Amerikan misyoner matbaasında bastırdı. Aynı şekilde modem Bulgarca ile basılan ilk 100 kitabın yaklaşık 70'i, 1852 yılına kadar İzmir, daha sonra da İstanbul’da faaliyet gösteren Amerikan misyoner matbaasında basıldı .

Balkan yarımadasındaki çalışmaları tek başına üstlenemeyeceğini düşünen ABCFM, o sıralar bölgede iş yapmaya hevesli bir başka Amerikan misyoner örgütüne (Methodist Episcopal Mission) ortaklık önermiş ve iki örgüt bölgeyi kâğıt üzerinde paylaşmışlardı. Buna göre, Balkan Dağları’nın Güney ve Batısındaki yöreler ABCFM’in payına düşmüştü . Tam bu sıralarda İngiltere’nin de yöreye ilgisi artmış, başta Cyrus Hamlin olmak üzere İstanbul’daki Amerikalı misyonerler ve bazı İngiliz diplomatlarının çabalarıyla, Türkiye’deki Amerikan misyonlarına yardım amacıyla London Turkish Mission Aids Society kurulmuştu. Bu derneğin Başkanı Shaftesbury Earl’ü, 1856 yılında Cyrus Hamlin’e yazdığı bir mektupta, “Bulgaristan’ın misyoner faaliyetleri açısından çok verimli bir alan olacağına inandığını" belirtiyor ve her türlü desteği vaad ediyordu . Hamlin, Schauffier, Dwight ve Riggs gibi ABCFM’in İstanbul’daki ağır topları, Bulgaristan’da faaliyetlerin yoğunlaştırılması konusunda Boston’a sürekli baskı yapıyorlardı.

Amerika’nın Bulgaristan’la misyonerler vasıtasıyla ilgilenmeye başlaması ayrıca kronolojik olarak üç önemli tarihsel olayla eşzamanlıydı. Bir kere, misyonerlerin yöreyle ilgilenmeye başlamaları, Bulgar ruhbanın Rum Ortodoks Kilisesi hiyerarşisine başkaldırdığı ve kendi bağımsız kiliselerini kurmayı hedefledikleri bir döneme rastlıyordu. Ayrıca, İmparatorlukta 1856 Hatt-i Hümayun’u ile Hıristiyan topluluklara birtakım yeni haklar bahşedilirken, Paris Antlaşması’yla Osmanlı milletlerinin vesayeti Düvel-i Muazzama'ya bırakılmış oluyordu.

Bulgar ulusal bilinçlenmesinde XVIII. Yüzyıl ortalarında başlayan kıpırdanmalara, ulusal bir kiliseye sahip alma özlemi de eklenince, uluslaşma yolunda önemli bir aşama sağlanmış oluyordu. Yunan isyanının başarıyla sonuçlanması, bağımsız bir Yunanistan’ın ortaya çıkması ve bu gelişmelerin Batı dünyasında büyük sempati doğurması, Bulgarların da 1835 yılından itibaren bağımsızlık amaçlayan isyanlara başvurmalarına yol açtı. Gerek 1856 Hatt-i Hümayunu’nun etkisi, gerekse 1856 Paris Antlaşması’yla sağlanan vesayet düzeni, Bulgaristan’ın, tipik bir yabancı desteği ile bağımsızlık kazanma modeli uygulamasına yol açtı. İşte bu süreç içerisinde, başta misyonerler olmak üzere, Amerikalılar da, kendi iddialarına bakılırsa, bir hayli etkili oldular.

Böyle bir ortamda, bir yandan Methodist misyoner örgütü, diğer yandan ABCFM, Avrupa Türkiyesi’ni, önceden yaptıkları paylaşma planına göre -misyoner jargonuyla- işgal etmeye başladılar. 1858 yılında Methodist Prettyman ve Long, Şumnu ve Tırnova’da, ABCFM misyonerleri de Edirne, Sofya, Eski Zağra, Filibe ve Samokov’da (Samako) çalışmalara başladılar . Amerikalı misyonerlerin inancına göre, “Bulgaristan Protestanlaştırılmadan, Osmanlı İmpratorluğu’nda yapılan iş tamamlanmış olmayacaktı” . Bununla birlikte yine misyonerlere göre, “o güne kadar dünyada misyonersiz kalmış en ilginç ve en ümit verici halk olan” Bulgarlara yönelik çalışmalar ağır ilerledi. Faaliyetler İstanbul’da koordine ediliyordu. BOARD misyonerlerinden William W. Meniam, bu gidiş gelişlerden birisinde, 1862 yılında haydutlarca öldürüldü . Bu arada Filibe, Eski Zağra ve Samokov’da açılan ilk ve orta dereceli okullar halk tarafından pek fazla rağbet görmedi. Bununla birlikte alan tümüyle terk edilmedi ve 1871 yılında Avrupa Türkiyesi Misyonu ayrı bir örgütsel birim olarak yeniden düzenlenerek faaliyetlere yeni bir ivme kazandırıldı.

Misyoner faaliyetlerinde temel örgütsel birim, ülke değil misyondur. Eğitim çalışmaları başta olmak üzere, her türlü faaliyetle kapsanacak alan bölge misyon olarak tanımlanır ve örgütün (ABCFM) tüzük, yönetmelik, kural ve teamülleri içinde kalmak koşuluyla özyönetim ilkesi geçerli kılınır . Bu anlamda Avrupa Türkiyesi Misyonu’nun (European Türkey Mission) örgütlenmesi, 30 Temmuz 1871‘de Eski Zağra’da ilk yıllık toplantının yapılmasıyla gerçekleşmiş oldu . Aslında, misyoner örgütlenmesi içindeki alt birimleri oluşturan istasyon ve uç-istasyonların kurulmasına bir hayli önce başlanmıştı. Örneğin Eski Zağra istasyonunun ilk yıllık raporu 1860 tarihlidir. Aynı şekilde Edirne istasyonunu 1860-1868 yıllarına ilişkin yıllık raporlarından faaliyetlerin çok sınırlı olduğu okullaşma yönünden önemli bir gelişme sağlanamadığı anlaşılmaktadır . Avrupa Türkiyesi Misyonu’nun 1871 Temmuz’unda resmen kuruluşunun arifesinde 1870 yılındaki durum şöyle idi : Samokov, Bansko, Eski Zağra, Yambolu, Meriçleri ve Filibe’de istasyon ya da uç-istasyonlar kurulmuştu ve buralarda toplam 10 Amerikalı misyoner faaliyet göstermekteydi. Çalışmalara katılan yerli yardımcıların sayısı sekiz, henüz yavaş yavaş örgütlenmeye başlanan Protestan kilisesine üye olmuş insanların sayısı 13’tü. Adı gecen yerlerde Pazar ayinlerine katılan cemaatin sayısı ise 10’la 60 arasında değişiyordu. Bu yerleşme birimlerinin tümünde birer Pazar okulu (Sabbath School) açılmış ve buralardaki öğrencilerin sayısı 100’ü bulmuştu. Ayrıca Eski Zağra’da öğrencisi olan yatılı bir kız okulu ile, Samokov’da 15 öğrencisi alan bir ilkokul faaliyete geçirilmişti.

İzleyen yıllarda daha hızlı bir gelişme gözlenmektedir. Misyoner, okul öğrenci vs. sayıları gibi verilerde yıllar itibarıyla dalgalanmalar olmakla birlikte Amerikan misyoner yayılmasının Batıya ve Güneye doğru genişledi görülmektedir. Bu alandaki sayısal gelişmeler Tablo- 1’den izlenebilir.

1873 yılında iki istasyon ve beş uç-istasyonda beş Amerikalı misyonerin denetiminde sürdürülen faaliyetler yaklaşık yirmi yıllık sürede beş istasyon ve 48 uç-istasyonu kapsayacak şekilde genişledi. görevli Amerikalı misyonerler ve yardımcılarının sayısı bir kat artarken, örgütlenen kilise sayısı 1‘den 15’e, kiliselere kayıtlı üyelerin sayısı 75’ten 1.270’e yükseldi. Önceleri Eski Zağra, Filibe, Samokay gibi Bulgaristan içindeki kentlerde sürdürülen çalışmalar, daha sonra Selanik ve Manastır’ı da kapsar hale geldi.

Tablo 1: Avrupa Türkiyesi Misyonu 1873-1900

Kaynak : Annual Tabular Views for the European Turkey Mission for the Years 1873, 1879, 1885, 1894 ABCFM Arşivi, Seri ABC 16: 9, Vol. , No 2-3, 20-21, Vol. 7, No 91-93, Vol. 11, No 21; Annual Report of the ABCFM 1900, Boston, Board Yayını, 1900, S. 38.

Aşağıda Tablo-2’den de açıkça görüldüğü gibi, ABCFM, Osmanlı İmparatorluğu’nda harcadığı paranın giderek artan bir bölümünü Avrupa Türkiyesi’ndeki çalışmalara tahsis etti. Okullar ve matbaa konusundaki gelişmelerden de anlaşılacağı gibi, ABCFM, Ermenilere yönelik çalışmalarda elde ettiği başarıyı Avrupa Türkiyesi misyonunda sağlayamadı. Bunun nedenlerinden birisi, Bulgaristan yönetiminin (1878’den itibaren) kendi ulusal eğitimine sahip çıkması, bir diğeri de bölge üzenindeki dış baskıların yoğunluğudur. Bölgede Anadolu’dakinden daha yoğun bir Rus, Avusturya, Fransız misyoner rekabetinin varlığını ve Ortodoks Rum Kilisesi’nin direnicini ayrıca belirtmek gerekir.

Matbaa

Amerikalı misyonerlerin Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik faaliyetlerinin yayın desteğini, 1822 yılında Malta’da faaliyete geçinilen ve daha sonra sırasıyla 1833 yılında İzmir’e oradan da 1853 yılında İstanbul’a taşınan matbaa sağlıyordu . Bulgaristan'a yönelik çalışmalar başladıktan sonra doğal olarak Bulgarca yayınlara da hız verildi. Ancak bundan önce, İstanbul'da oturmakla birlikte İmparatorluğun Avrupa'daki topraklarıyla da ilgilenen Amerikalı misyonerler, 1853 yılına kadar İzmir'de daha sonra ise İstanbul'daki matbaayı Bulgar edebi uyanışının hizmetine sundular. Örneğin, Bulgar yayıncılığının öncüsü sayılan Konstantin Fotinov, ilk Bulgar süreli yayını Lubosloniye'yi 1862 yılında İzmir'deki Amerikan matbaasında bastı . Ne ki bu tür katkılara BOARD istatistikleri arasında rastlanmıyor. BOARD kaynaklı bir yayına göre, basılmış Bulgarca kitapların sayısı 1862 yılında, yalnızca üç adet olarak görülüyor . Avrupa Türkiyesi Misyonu'nun ayrı bir birim olarak örgütlenmesinden sonra Bulgarca yayınların hızlı bir artış gösterdiği gözleniyor. Örneğin, Avrupa Türkiyesi Misyonu'nun resmen kurulması için hazırlıkların hummalı bir şekilde sürdürüldüğü 1870 yılında İstanbul'daki misyoner matbaasında basılan yayınların yaklaşık yarısı Bulgarca idi. Daha ayrıntılı olarak belirtmek gerekirse, 1870 yılında yayınlanan 10.522.000 sayfa matbaa çıktısının dağılımı şöyle idi .

Tablo—2 ABCFM’in Avrupa Türkiyesi’ndeki Harcamaları 1871-1900

Kaynak: Kocabaşoğlu, Anadolu‘daki Amerika, S.140-141.

Ermenice                                           2.156.000 sayfa
Ermeni Harfli Türkçe.                         2.238.000
Ermenice ve Ermeni Harfli Türkçe          264.000
Grek Harfleriyle Türkçe                         846.000
Bulgarca                                             5.018.000

Yüzyılın geri kalan bölümünde misyoner matbaasının Bulgarca yayınlar sürekliliğini ve zenginliğini korudu. Bu bağlamda kimi yıllara ilişkin Tablo-3’deki bilgiler aydınlatıcı olabilir:

 Tablo - 3 : Bulgarca Yayınlar 1871-1895

Kaynak ABCFM Arşivi Seri ABC 6: 9, Vol. ~, No 49, Vol. 7, No 4-5, No 9, Vol. 10, No 32; Arıual Report 1895 S. 33.

Bu yayın işinin finansmanında ABCFM'in yanı sıra London Turkish Missions Aids Society, British and Foreign Bible Society, American Bible Society, American Tract Society, London Religious Tract Society gibi kuruluşların da katkısı olmuştur. Misyoner matbaasının Bulgasian Evangelical Society (Bulgar Protestablar Derneği) ile de yayın işbirliği yaptığı anlaşılmaktadır .

Milyonlarca sayfayı bulan Bulgarca yayınların nelerden oluştuğu konusuna gelince, elimizde kimi ipuçlarından öteye bilgi bulunmuyor. Bulgarca yayınların bir kısmını önce aylık bir çocuk dergisi olarak yola çıkan, daha sonra aylık ve haftalık sayıları yayınlanan Zornitza (Sabah Yıldızı) oluşturuyor. 1879. yılında yayına geçirilen dergi, 1877 yılında haftalık daha sonra da aylık olarak yayınlanmıştır. Yaklaşık 1500'lük bir baskı sayısına ulaşan derginin sansür, Bulgar Kilisesi'nin engellemeleri ve diğer gazetelerin rekabeti arasında daha çok tarihsel, bilimsel, folklorik konulara yer ayırdığı anlaşılmaktadır. Derginin özellikle çocuklara yönelik aylık sayıları ilgiyle karşılanmıştır . Bulgarca yayınların önemlice bir bölümü de başta İncil çevirileri olmak üzere dinsel yayınlardan meydana  geliyordu. Ancak, içeriklerini görmemekle birlikte, adlarından çıkarsama yapma olanağı bulunan yayınların da önemlice bir yer tuttuğu söylenebilir. Bu yayınlardan bir kısmının adları, baskı sayıları ve yayınlandıkları yıllar aşağıdaki gibidir .

İlk Adım (First Step)                                                               5000 Adet  1873
Kurtuluşun Yolu (Way of Salvation)                                         5000 "        1873
Gerçekler (Plain Traths)                                                           5000 "        1873
O Yasayı Nereden Buldu? (Where Did He Get That Law?)      3000 "        1874
Ne Bekliyorsunuz? (What Are You Waiting For?)                    3000 "        1874

1875 yılında yayınlanan üç küçük kitapçığın adları da şöyledir: Hazır mısınız? (Are You Ready?); Ruhunuzun Fiyatı Nedir? (What is the Price of Your Soul?);  Kurtarılmak İstiyor musunuz? (Do You Want to be Saved?) .

Görüldüğü gibi, bu yayınların adları, içeriklerinin bir hayli yoğun siyasal mesajlar taşıyabileceği konusunda ciddi kuşkular uyandırmaktadır! 1870-1880'li yıllarda İstanbul'daki matbaanın üretimi içinde Bulgarca yayınların neredeyse yarıya yakın bir yer tutmuş olması, herhalde o dönemde Bulgaristan'ın "kurtarılması" için sürdürülen çalışmalara Amerikalıları mütevazi bir katkısı olarak değerlendirilebilir.

Okullar

Amerikalılar, "Bulgar devlet adamlarının yetiştiği yer Robert Kolej ise, bu ulusun moral önderlerinin yetiştiği yer de Samokov'daki misyoner okullarıdır"  diyorlar. Aynı görüşe Bulgarlar da katılıyor olmalı ki, Kral Boris III, "Bulgaristan'ın en iyi devlet adamları ilk eğitimlerini İstanbul ve Samokov'daki okullarda almışlardır. Ulusal uyanışlarının ilk yıllarında Bulgarlara kendi dillerinde İncil'i veren Amerika'nın çocuklarıdır. Halkımın Amerika'nın iyi niyet ve dostluğuna her zaman sarsılmaz güveni olmuştur" diyor . Robert Koleji'nin durumu aşağıda ayrıca ele alınacak. Ancak Bulgaristan'daki Amerikan misyoner okulları, en azından ABCFM'e bağlı olanlar, nitelik ve nicelik olarak ileri bir düzeyde görünmemektedirler. Tablo-4'ten izlenebileceği gibi, 1873-1900 yılları  arasında bu okullarda - ilkokuldan koleje kadar - okuyan öğrenci sayısı en çok  600 olmuştur. Bunlar arasından öğrenimlerini ABD'de tamamlayarak, Bulgaristan'ın bağımsızlık mücadelesine katılanlar, bu ülkenin eğitim ve kültür hayatında iz bırakanlar kuşkusuz olmuştur. Bu okullarda, küçük bir azınlığa da olsa Batı düşüncesinin ve "Protestan Ahlâkı"nın aktarıldığı da inkar edilemeyecek bir gerçektir. Ne ki Amerika'nın Bulgaristan'da bir eğitim patlaması yaptığı, ya da eğitim yoluyla bu ülkeye büyük katkılarda bulunduğu aşırı iyimser bir değerlendirme olmaktadır. Nitekim Bulgaristan'daki Amerikan misyoner okulları içinde, o günün koşullarında ileri bir eğitim kurumu olarak yalnızca Samokov'daki American Collegiate and Theological Institute sayılabilir. İlk çekirdeği 1860'lı yıllara giden ve 1871 yılından 1881 yılına kadar yalnızca bir erkek ilâhiyat okulu olarak görev yapan bu kurum, anılan tarihten sonra ıslah edilerek laik eğitim görmek isteyenlere de açılmıştır. Eğitimin İngilizce yapıldığı ve Fransızca nın da yardımcı dil olarak okutulduğu bu okulda, i 880 lerden itibaren eğitim kalitesinin yükseltilmesi için ciddi önlemler alındığı görülmektedir . Bu okulda ayrıca, geliri ile fakir çocukları desteklemek üzere bir basımevi ve bir de marangozhane kurulmuş olduğu belgelerden anlaşılmaktadır . Kaldı ki bu okul XX. yüzyıl

Tablo-4 : Avrupa Türkiyesi Misyonunda Okullar 1873-1900

Kaynak : Annual Tabular Views for the European Turkey Mission for the years 1873, 1876: ABCFM Arşivi, Seri ABC, Vol. 5, No.2-3, 14-15; Annual Report of the ABCFM 1882, Boston Riverside Press, 1882, s. 86; Annual Report of the ABCFM 1890, Boston, Samuel Usher, 1890, s. 109;Annual Report of the ABCFM, 1896, Boston, BOARD Publication, 1896; Annual Report of the  ABCFM 1900, Boston, BOARD Publication, 1900, s. 38.

başında daha da gelişmiş ve Selanik'de 1903 yılında kurulan Thessalonika Agricultural and Industrial Institute ile birlikte, 1914-1915 yıllarında Amerikan misyoner eğitiminin Avrupa Türkiyesi'ndeki en itibarlı iki kurumunu oluşturmuştur . 1914 yılına kadar Samokov'daki okullarda 1000'i erkek ve 800'ü kız olmak üzere toplam 1800 kadar öğrenci öğrenim görmüştür ve bu kişiler ülkenin belirli yörelerinde, Amerikan terbiyesi almış, liberal bir dünya görüşünü benimsemiş kanaat önderleri olarak kuşkusuz etkili olmuşlardır .

XIX. yüzyılın sonuna gelindiğinde, Bulgaristan ve Makedonya'ya yönelik çalışmaları örgütlemek amacıyla, yönetim merkezi İstanbul olan ve bu kentten başka Manastır, Filibe, Samokov ve Selanik'de istasyonları, 48 ayrı yerleşmede üç istasyonları bulunan, yılda 44.000 Dolar (10.000 Osmanlı Lirası) para harcayan bir misyoner dizgesi oluşmuştu. Bu örgütlenmenin tek başına ne Bulgaristan'ın kültürel ve sanatsal uyanışını sağlayabilmesi, ne de bu ülkenin bağımsızlığını gerçekleştirebilmesi beklenemezdi. Ancak XIX. yüzyılın son çeyreği ile XX. yüzyılın ilk on yılı içinde bu yörede olup bitenleri dünya kamuoyuna aktarmakta, bu misyoner örgütlenmesinin oldukça başarılı sonuçlar aldığı söylenebilir.

Amerikalılar (özellikle misyonerler) modern Bulgaristan'ın oluşmasına başlıca üç mekanizma ile katkıda bulunduklarını ileri sürerler. Bunlardan birincisi yöredeki Amerikan misyonerleri, ikincisi Samokov'daki Amerikan okulları ve üçüncüsü de İstanbul'daki Robert Koleji'dir. Şimdi kısaca Robert Koleji'nin bu bağlamdaki öyküsüne değinelim.

Robert Koleji ve "Bulgaristan Meselesi"

Robert Koleji'nin Bulgaristan'daki gelişmelerle başlıca iki yönden ilgisi olduğu söylenebilir. Bir kere bu okul kuruluşundan itibaren bir elit Bulgar gençlik grubunun öğretim ve eğitimine katkıda bulunmuştur. İkincisi, belirli dönemlerde Bulgaristan'a ilişkin her türlü gelişmeyi Batı dünyasına aktaran bir tür istihbarat ve enformasyon merkezi görevi yapmıştır.

Kuruluşunun ilk kırk yılında (1863-1903) Robert Koleji 195 Bulgar gencini mezun etmiştir ki, bu aynı sürede okulda eğitim gören en büyük ulusal grubu oluşturmaktaydı . Bulgar gençlerinin Robert Koleji'ne yoğun ilgi göstermelerinde Methodist misyoner Albert Long'un büyük etkisi olmuştur . Aynı zamanda okulda doğa bilimleri dersi okutan Dr. Long, I858 yılından itibaren Bulgaristan ve Makedonya'da yoğun faaliyet göstermiştir. Önceleri Bulgar gençlerinin Robert Koleji'ne kanalize edilmesini sağlayan Dr. Long daha sonraki yıllarda da Dr. Washburn'la birlikte olayların Avrupa ve Amerikan kamuoyuna yansıtılmasında baş rolü oynamıştır. Robert Koleji'nin kurucusu ve ilk müdürü Cyrus Hamlin'in damadı olan George Washburn, kayınpederinden sonra okulun yönetimini üstlenmiş ve bu görevi sırasında Bulgaristan'ın bağımsızlık davasına hizmet etmeyi önde gelen görevlerinden birisi saymıştır.

Robert Koleji'nde öğrenim görmüş Bulgar gençlerinin sonraki yıllarda önemli siyasal ve yönetsel görevlere geldikleri dikkat çekmektedir. 1871 yılı mezunları bu konuda çarpıcı bir örnektir. Söz konusu yıl verilen altı mezundan beşi Butgar uyrukludur. Geşov, Panaretov, Stoilov, Slaveikov ve Tapçileştov adlı öğrenciler ilerki yıllarda Bulgaristan'a belediye başkanı, parlamento üyesi büyükelçi, bakan ve başbakan olarak hizmet etmişlerdir. Söz gelimi bunlardan Stefon Panerotov, bir süre Robert Koleji öğretim kadrosunda da yer aldıktan sonra, Birinci Dünya Savaşı yılları boyunca ülkesini Washington nezdinde temsil etmiştir. Kolej'de eğitim gören bu elit öğrenci grubu, 1870'lerden itibaren hızlanan ve yaygınlaşan olaylarda önemli roller üstlenmeleri bir yana, özellikle Bulgaristan'ın İngilizce konuşan ülkelerle (ABD ve İngiltere) iletişimini sağlamada önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Robert Koleji'nin Bulgaristan olaylarındaki ikinci ve belki de daha kalıcı etkisi, üstlenmiş olduğu istihbarat merkezi işlevi nedeniyle olmuştur. 1870 yılında ayrı bir kiliseye kavuşan Bulgar milliyetçileri giderek siyasal mücadelenin dozunu artırmışlardır. Daha önce de değinildiği gibi, Bulgar bağımsızlık modeli, çeşitli silahlı kalkışmalara Osmanlı Devleti'nin tepkisini davet ederek olayları tırmandırmak ve büyük devletlerin müdahalesiyle bağımsızlığı kazanmak stratejisine dayandığı için, Bulgaristan'da olup bitenlerden "medeni dünya"nın haberli kılınması büyük bir önem taşıyordu. İşte bu önemli işin üstesinden gelinmesinde Robert Koleji çok önemli bir rol oynamıştır.

1875 yılı Temmuz'unda Hersek'de ayaklanma başgöstermesi üzerine, Bulgar ihtilalcileri de faaliyetlerini artırdılar ve 1876 Nisan-Mayıs'ında Türk yönetiminin tepkisini kışkırtmak amacıyla 200 kadar Müslüman görevliyi öldürdüler. Osmanlı yönetiminin gösterdiği tepki, değişik kaynaklara göre farklı biçimler alarak dünyaya yansıtıldı. "Nisan Ayaklanması" diye bilinen 1876 olaylarındaki can kaybının çeşitli kaynaklara göre, birbirinden farklı olan dökümü şöyledir: İngiltere Büyükelçisi Layard'a göre 3900; bölgedeki bir Amerikalı misyonere göre 10.000; İngiliz tahkik heyeti Başkanı Baring'e* göre 12.000; Amerikalı diplomat Schuyler’e göre 15.000 ve Bulgar tarihçilerine göre 30.000. Bu tür olaylarda doğru bilgi edinme ve aktarmanın ne denli önem taşıdığı açıktır. İşte Robert Koleji, bir süre, bu önemli ve kritik bilgi edinme ve dağıtma işini üstlenmişti. Bu nasıl oluyordu?

Bulgaristan’daki olaylara ilişkin bilgiyi İstanbul’da Kolejin müdürü George Washburn ve Albert Lang toplayıp dağıtıyorlardı. Görgü tanıklarının ifadelerine dayanan bilgiler öğrenciler kanalıyla İstanbul’a ulaştırılıyor; burada değerlendirildikten sonra İngiliz ve Amerikan diplomatları ve basını kanalıyla bütün dünyaya duyuruluyordu. Fransız, Rus ve Avusturyalılarım olaylara ilişkin haber ve değerlendirmeleri de kuşkusuz dünya kamuoyuna ayrıca ulaştırılıyordu. Örneğin bir ucu Robert Koleji’nde olan bu istihbarat ağı şöyle çalışıyordu: Tatarpazarcik’taki bir papaz, derlediği bilgileri Filibe’deki Avusturya postanesinde çalışan kardeşine ulaştırıyordu. Bilgiler Sefaretten Robert Koleji’ne aktarılıyordu . Ayrıca bir de kilise bağlantılı bir kanat bulunuyordu. Filibe’deki Bulgar Metropoliti elde ettiği bilgiyi İstanbul’daki Eksarhlığa iletiyor, gerekli bilgiler buradan, Kolej’de görevli Metodi Kuseviç adlı kişi kanalıyla Amerikalılara ulaştırıyordu. Okula ulaşan bilgi ise Washburn ve Lomg’un denetiminden geçtikten sonra, genellikle İngiltere Büyükelçisi Sir Henry Elliot ve İngiliz Daily News muhabiri Edwin Pears kanalıyla Batıya ulaştırılıyordu .

Bu arada, Washburn ve Long’um takipçi tutumu nedeniyle ABD’nin İstanbul’daki diplomatik temsilcisi Horace Maynard da olaylarla yakından ilgileniyordu. İstanbul’daki Amerikan Konsolosu Eugene Schuyler olayları yeninde izlemek üzere Bulgaristan’a gönderilmişti. bir başka Amerikalı, New York Herald gazetesinin muhabiri Januanius A. MacGaham, gazetesiyle arası bozulana kadar Amerikan basınına, daha sonra ise İngiliz Daily News aracılığıyla İngiliz basınına haber sağlıyordu . Görüldüğü gibi Bulgaristan olaylarına ilişkin bilgileri derleyen ve yayan Amerikalı ve İngiliz bir avuç insandı. Robert Koleji denetiminde, bu insanlardan kaynaklanan bilgiler, ünlü İngiliz politikacısı William E. Gladstone’um beş günde elli bir adet satan The Bulgarian Horrors of the East adlı risalesinin temel malzemesini oluşturmuştu .

Bu bağlamda Robert Koleji’nin rolünü, çağdaş bir araştırmacı, çok gerçekçi bir şekilde şöyle değerlendirmektedir: “Böylece Washburn ve Long’un bilinçli yönetimi altında Kolej, Türk siyasetinde kendini yıkıcı (subversive) bir role sokmuş oldu. Böyle yaparak da, en azından uzunca bir süre için etkilerini Türk toplumuna yayma olanağına arkasını dönmüş oldu” .

Sorun yalnızca Robert Koleji’nin kendi geleceğini ipotek altına almış olmasıyla kalsaydı o kadar önemli sayılmayabilirdi. Ancak gerek Robert Koleji, gerekse onun etrafında küçük bir grup Amerikalı misyoner, eğitimci ve diplomat Bulgaristan’daki olayların dünyaya yansıtılmasında, yine çağdaş bir Amerikalının belirttiği gibi  kesinlikle yan tutmuşlar, olaylar hakkında tek yanlı ve önyargılı bir imajın oluşmasına katkıda bulunmuşlardır.

Tanzimat'ın 150. Yıldönümü Uluslar arası Sempozyumu. 31 Ekim-3 Kasım 1989. Ankara: TTK yay. 1994. 539-551.