TÜRKİYE  SANAL  EĞİTİM BİLİMLERİ KÜTÜPHANESİ                          Afyon Kocatepe Üniversitesi [Hazırlayan: Mustafa Ergün]
[Yazar ve Konuya Göre Arama][Fulltext ve İçindekiler Listesi][İngilizce Eğitim Siteleri][Türkçe Eğitim Siteleri]

Yaratıcı Zeka, Bilgi Toplumu ve Eğitim

Emrehan Halıcı
Konuşmalar / Yazılar
 Tamamı



29 Mayıs 2000, Panel Konuşması, Yaratıcı Zeka ve Eğitim Sempozyumu - TÜBİTAK

Değerlendirme Paneli    -  29.05.2000
 
Sayın müsteşarımız yaratıcı zekasının bir örneğini de burada sergiledi ve birkaç kez "sözlerimi bitiriyorum" diyerek kendine ekstra bir yedi dakika daha yaratmış oldu. Şimdi ben de benzer bir örnek göstermeye çalışayım. Konuşmamın 15 dakikayı geçmeyeceğini hepinize müjdeliyorum. Tam 15 dakika sonra toplantımız sona erecektir. O yüzden sıkılmadan, zevkle dinlemeye çalışmanızı rica ediyorum.

 Öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Buradaki birçok konuşmacının tespit ettiği gibi sabahtan itibaren bitmeyen bir ilgiyle sempozyumdaki konuşmaları ve sonuçları takip eden siz değerli izleyicilerimize, Milli Eğitim Bakanlığının ve Türkiye Zeka Vakfı'nın çok değerli mensuplarına, yöneticilerine, bugün burada bizi değişik bilgilerle donatan konuşmacılarımıza, -açılışta da belirttiğim gibi- zekaya, satranca ve bilgiye verdiği yüksek önem nedeniyle Milli Eğitim Bakanımız Sayın Metin Bostancıoğlu'na ve Başbakanımız Sayın Bülent Ecevit'e teşekkürlerimi yineliyorum. Özel bir teşekkürümü de kurum olarak TÜBİTAK'a iletmek istiyorum. Sayın başkanımız buradalar. Bundan 22 yıl kadar önce 1978 yılında, şu anda hala zevkle okuduğum ve o zamanlar bir üniversite öğrencisi olarak her ay çıkmasını dört gözle beklediğim Bilim Teknik dergisine başvurdum ve dedim ki acaba dergi içerisinde zeka soruları hazırlayabilir miyim? Tübitak yetkilileri çalışmalarımı inceledikten sonra hemen bana bir fırsat verdiler ve o tarihten itibaren -son 4 yıl öncesine kadar- kesintisiz olarak her ay Bilim ve Teknik dergisinde zeka soruları hazırlamaya çalıştım ve ayda ortalama 500 ile 1000 arasında mektup aldım. Bu mektuplar "Zeka" ile ilgili bir örgütlenmeye bizleri yönlendiren ilk adımdır. Onların verdiği heyecan ve güçle Türkiye Zeka Vakfı'nı kurduk. O yüzden hem bu ilk adımın oluşmasını sağlayan, hem Vakfa bizzat kurucu olarak katılan ve  hem de bu sempozyuma salon ve destek sağlayan TÜBİTAK'a özel olarak teşekkür ediyorum.

 Vakfımızla ilgili de çok kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Burada görev alan değerli konuşmacıları ve katılımcıları biz diğer unvanlarıyla sizlere tanıttık. Ancak katılımcıların çoğu aynı zamanda Türkiye Zeka Vakfının az sayıdaki genel kurul üyelerindendir. Onları bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Sabah sunuş yapan Prof.Dr.Ferhunde Öktem, gazeteci yazar Murat Birsel, Prof.Dr.Sirel Karakaş, değerli müzisyen Attila Özdemiroğlu, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Tosun Terzioğlu, Bilken Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Abdullah Atalar, Prof.Dr.Metin Ger, gazeteci yazar Dr. Şeref Oğuz ve Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarımız Bener Cordan Bey aynı zamanda vakfımızın kurucu üyeleridir. Böyle değerli üyelerle birlikte aynı vakıfta çalışıyor olmaktan da son derece mutluluk duyduğumu ayrıca belirtmek istiyorum.

 Değerli katılımcılar, ben de modaya uyarak daha önce hazırladığım değil de konuşmacıları dinlerken aklıma gelen ve kısaca aldığımı notlara dayanarak, görüşlerimi size ifade etmek istiyorum. Dünyada önemi ve gücü herkes tarafından kabul edilmiş iki değer var. (Bir çok değer var ama bunlardan ikisi biraz daha ön plana çıkıyor anladığım kadarıyla). Bunlardan biri para, diğeri de bilgi. Aileler çocuklarının başka değerlerin yanısıra bu iki değeri de nasıl kazanacağı ile ilgili birşeyler öğrensin diye okullardan ve eğitimcilerden sonuç bekliyorlar. Daha önce para sahibi olmayan bir insana nasıl para kazanacağı öğretilebilir. Ticaretin ve ekonominin kuralları öğretilebilir. Yahut para şans yoluyla da elde edilebilir. Piyangodan para çıkabilir ya da hiç haberinizin olmadığı Arabistan'daki bir akrabanızdan miras kalabilir. Dolayısıyla para sahibi olmayan birisinin sonradan para kazanması, para elde etmesi mümkündür. Paradan daha önemli bir güç olarak karşımıza çıkmasına rağmen bilgiyi de yine sonradan kazanma şansına sahibiz. Yeterli bilgiye sahip olmayan bir insan daha sonradan bilgi sahibi bir insan haline gelebilir. Özellikle bilgi teknolojilerindeki başdöndürücü gelişmeler, insanların bilgiye kolay, hızlı ve güvenilir bir biçimde ulaşmalarını ve bilgiyi kullanmalarını olanaklı kılmaktadır. Ama paranın ve bilginin aksine bugün burada sempozyumda bahis konusu yaptığımız yaratıcılık ve zeka eğer bir insanda yoksa, eğitim yoluyla sonradan bu insanlara kazandırılamaz. Zeka, eğitimle geliştirilebilir. Yaratıcılık da eğitimle açığa çıkartılabilir ve desteklenebilir ama para ve bilginin tersine olarak eğer bu yetenekler, bu değerler Allah tarafından insana verilmemişse sadece eğitimle bunlara sahip olunamaz. Bizim bu toplantıdaki amacımız  Türkiye'de zekaya, bilgiye ve akla daha fazla önem verilmesi amacıyla yola çıkan vakfımızın, özellikle okullarda bu etkinliklerin nasıl daha yoğun bir biçimde yer alacağını ortaya koyan görüş ve önerileri derlemesi ve ilgili kişi ve kurumların kullanımına sunmasıdır. Sayın Bakanımız Metin Bostancıoğlu bu konuyu ilk günden itibaren çok yakından takip etti ve Talim Terbiye Kurulu'nun değerli uzmanlarıyla Türkiye Zeka Vakfı yöneticilerinin toplantılar yaparak bilgi alışverişinde bulunmalarını sağladı. Böyle bir toplantı yapmadan, konuyu bilen insanların bir araya gelmesiyle de çeşitli öneriler geliştirebilirdik. Programa yeni bir dersin eklenmesini, müfredata yeni bir bir konunun girmesini, ya da okullarda yeni etkinliklerin, kol faaliyetlerinin yer almasını önerebilirdik. Ancak bu çalışmaların değişik çevrelerden geniş katılımlı bir toplantıyla başlamasının  daha doğru olacağını düşünerek bu sempozyumu düzenledik. . Sevinerek görüyorum ki hem yaratıcılığın, hem zekanın hem de bunların değişik kombinasyonlarının (yaratıcı zeka, yaratıcı eğitim vb) üzerinde dikkatle durulması gerektiği konusunda bu salonda tam bir mutakabat var. İlk önemli adımı atmış durumdayız. Bundan sonraki adım, daha önceden planladığımız gibi çalışma grupları oluşturarak bu etkinliğin nasıl hızlı ve somut yararlar sağlayacak bir biçimde hayata geçirilmesi üzerine eylem palanları hazırlamaktır.

 Aralar verildiğinde hem basın mensupları hem de değerli katılımcılardan sıkça karşılaştığım bir soruyu sizlerle paylaşmak istiyorum. "Madem zekaya bu kadar önem veriyorsunuz ve zeka geliştirilir diyorsunuz, bize ne tavsiye edersiniz? Yaratıcılık ve zeka nasıl geliştirilir? Ne yapmamız lazım?" gibi bir soru.

 Biraz önce de belirttiğim gibi yaratıcılık ve zeka sadece eğitimle kazanılamaz. Bu yetenekler sadece okullarda da geliştirilemez. Her ortam, gelişme için ipuçları ve fırsatlar sunar. Aile içinde, arkadaşlık ortamında, iş sırasında kısaca her ortamda ve her an ilgili ve duyarlı olmalıyız. İlgi, anahtar sözcüklerden birisidir.  Bu konulara duyulan bireysel ilgiler yeterli değildir, bireysel ilgilerin toplumsal ilgilere dönüşmesi gereklidir. Sevdiklerimiz için, ailemiz için, yakın çevremiz ve uzak çevremiz için, tüm insanlık için bu değerlerin ön plana çıkmasını hedeflemeliyiz.

 Peki, kendimiz için ne yapacağız?

 Bunun için iki yol önereceğim. Birincisi: Soru sormak. Soru sormaktan hiç çekinmeyin. Kendinize ve başkalarına sürekli soru sorun. Soruyla cevap arasında yoğun ve felsefi turlar yapılabilir. Bana göre soru, cevaptan daha önemlidir. Soru sormak cevap vermekten daha özeldir.  Soruda özgürlük vardır. Soruda bir meydan okuma vardır. Soruda gizli bir cesaret vardır. Oysa cevap çoğu zaman ürkektir. Cevapta kuşku olabilir. Cevapta yanlış yapmaktan duyulan korkular olabilir. Bol bol soru sorun. Bu sorularla ilgili cevaplar bulmaya çalışın, tahminlerde bulunun. Sorularınız ve tahminleriniz ekonomik, toplumsal, siyasal ve bilimsel bütün faktörlere ilişkin olabilir. Cevaplarınızın ve tahminlerinizin daha sonra doğru çıkıp çıkmadığını araştırın. Kendinizi denetleyin.

 İkinci önerim aslında birincisini de kapsıyor: Beyninizi çalıştırın, hatta zorlayın. Mümkünse daha önce denemediğiniz konularda kendi kendinize oyunlar üretin. Örnek vermem gerekirse; bir gazeteye tersten bakarak fotoğraftaki kişinin kim olduğunu tanımaya çalışın. İsminizin harflerini  birer harf ekleyerek veya çıkararak kağıt kalem kullanmadan yeni sözcükler üretmeye çalışın. Saatlerle ilgili tahminlerde bulunun. Örneğin deyin ki tam 25 dakika sonra tekrar saatime bakacağım veya yarın sabah tam sekizde sekiz olduğunu hatırlayacağım. Sözcüklerle ilgili oyunlar oynayın. Eş anlamlı sözcükler üretmeye çalışın. Kendinizi sözlük hazırlayanların yerine koyun. Çok iyi bildiğiniz sözcüklerin sözlük tanımlamalarını yapmaya çalışın. Örneğin "kavram" nedir? Hepimiz biliriz, kullanırız ama kavramın, bilginin, bilimin ya da başka bir sözcüğün tanımını yapmaya kalktığınızda epeyce zorlanacağınızı göreceksiniz. Bilmece çözün. Ne mutlu ki ülkemizde çıkan gazetelerde ve dergilerde bilmece sayfaları hatta ekleri giderek artıyor.

Beğendiğiniz bilmeceleri, soruları çevrenizle de paylaşın. Biraz önce Metin Ger bey'in sorduğu tür bilmeceleri daha sık birbirinize sorar hale gelin. Çocuk, genç, erişkin, bay,  bayan insanlarımızın çoğu, yeri geldiğinde birbirlerine fıkra anlatıyorlar. Konuyla ilişkili olduğu anda fıkra anlatır gibi bilmece sorun. Bilgisayar ve hesap makinelerinin kullanımına iyice alıştığımız için matematik hesaplama yeteneklerimiz köreliyor olabilir. Çok basamaklı sayıları kağıt kalem kullanarak çarpın ya da bölün. Eğer kendinize güveniyorsanız iki haneli sayıları aklınızdan da çarpmaya çalışabilirsiniz. Bu örneklerin hepsi de aslında oyun oynamak gibi bir şey. Oyun oynayın. Oyuna önem verin. Oyun sadece çocuklar için değil. Oyun yetişkinlerin de eğlenmesi, öğrenmesi ve gelişmesi için çok yararlı. Oyunda gizli bir güç adeta bir sihir var. Bu güçten yararlanmasını bilin. Bu kadar oyun deyince, bence oyunların şahı olan satrancı da özel bir yere koymamız gerekir. Satrançla daha önce tanışmamışsanız, geç kaldığınız için üzülmeyin, hemen tanışın.  Hangi yaşta olursanız olun, satranca başlayabilirsiniz. Eğer satranç biliyorsanız, ona daha fazla zaman ayırın. Sürem şu an doldu. Konuşmamı ve toplantıyı tam zamanında bitireceğime dair verdiğim sözü yerine getirmenin huzuruyla hepinize çok  teşekkür ediyorum.


29 Mayis 2000, Sempozyum Açış Konuşması, Yaratıcı Zeka ve Eğitim Sempozyumu - TÜBİTAK

Sempozyum Açış Konuşması -  29.05.2000

  Sayın Bakan, sayın basın mensupları, sayın konuklar,

  Yaratıcı Zeka ve Eğitim sempozyumuna katıldığınız için hepinize teşekkürlerimi sunuyorum.

  Bildiğiniz gibi, eğitim, insanların akıl, duygu ve davranışlarını oluşturma ve yönlendirme eylemidir ve herkesin hakkıdır. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi her bireyin eğitim hakkı olduğunu ifade eder ve vazgeçilmez ilkeler sunar:  Eğitim, bireyin kişiliğinin gelişmesini,  insan haklarına ve temel özgürülüklere saygının güçlendirilmesini hedef almalıdır.Ulus, din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın bütün insanlar arasında barışı, dostluğu ve hoşgörüyü amaçlamalıdır.

  Eğitimin evrensel hedefinde ortaya konan "insanların ortak iyiliğini" düşünmede ve karar vermede en önemli araç akıldır. Akıl, doğru düşünmeyi, doğru yargılara varmayı ve doğru davranmayı sağlar. Bu tanımda kullandığım doğru sözcüğü ile, gerçeklere uygunluk, hukuka uygunluk ve ahlaka uygunluğun üçü birden kastediyorum.

  Akıl, bilincin tersine olarak, algıya, içgüdüye, duyguya, tutkuya ve imgeleme açık değildir. İlkelere göre davranmayı ve mantığı esas alır.

  Bilinç ise, hayal eder, ister, bazan aldanabilir, bazan üzülebilir. Bilinç, bireyin tek başına düşünme  yetisidir ve bireyseldir. Bu yönüyle bireyin sürekli biçimde "kendisi olarak" kalmasını sağlar, diğerlerinden ise tamamen farklı hale getirir.

  Değişiklikler geçirmesine rağmen bireyin kendisi olarak kalması, kişiliğindeki süreklilik bilinci sayesindedir. Bu süreklilik, geçmiş ile bugün arasındaki bağı oluşturan bellekle sağlanır.

  Algı, bellek ve imgelem. Zekayla doğrudan ilgili bu yetilerin üçüne birden sahip olan tek canlı insandır.  Algı şu an yerinde duran bir nesnenin farkedilişidir. Bellek geçmişteki olguları, imgelem ise şu an yerinde bulunmayan nesneleri canlandırır beynimizde.

  Zaman içinde imgeleme aklın düşmanı olarak bakan düşünürler de olmuştur, onu özgürlüğün kapısı olarak görenler de.

  Bana göre, imgelem, yaşadığımız dünyayı bir aşma isteğidir. Dünyaya yukarıdan bakabilme, sınırları geçme, gerçek ile gerçeküstü, olağan ile olağandışı arasında rahatça gezinebilme özgürlüğüdür. İmgelem,  sanatçıların, şairlerin, müzisyenlerin zaman zaman ufuk sahibi yöneticilerin kullandığı düşsel bir koridordur. Yaratıcı fikirlere, parlak buluşlara ve ölmez  eserlere genellikle bu koridordan ulaşılır.

  Değerli katılımcılar,

  Bilimin, teknolojinin, sanatın, ekonominin kısaca herşeyin daha iyi olduğu bir Türkiye istiyorsak genç ve yetişkin tüm insanlarımızı sürekli olarak eğitmeliyiz.

  Hedefimiz, hem akıl hem de imgelem gücü yüksek, bilgili ve bilinçli insanlardır.

Hedefimiz, düşünen, merak eden, araştıran, sorgulayan, yaratıcı ve üretken ZEKİ insanlardır.

  Bu hedef doğrultusunda yoğun çabalar sarfeden ve Zeka etkinlikleri ve satranca özel önem veren Başbakanımız Sayın Bülent Ecevit'e ve Milli Eğitim Bakanımız sayın Metin Bostancıoğlu'na şükranlarımı arzediyorum. Sponsor kuruluşlarımıza, MEB'in, Talim Terbiye Kurulunun ve TZV'nin değerli yönetici ve mensuplarına ve sempozyumda emeği geçen herkese  teşekkür ediyor, tüm katılımcılara başarılar diliyorum.