| TÜRKİYE SANAL EĞİTİM BİLİMLERİ KÜTÜPHANESİ Afyon Kocatepe Üniversitesi | ![]() |
|
Oktay Akbal
3 Nisan
1997.
"...içeriye girdikten sonra, müderris ve öğrencilerle selamlaştıktan
sonra Gazi bir sıra üstüne oturdu. Müderrise şu soruyu sordu:
- Hoca Efendi dersiniz nedir?
- Lisan - ül Arabi
- Yani öğrenciye Arap dilini mi öğretiyorsunuz.
- Evet.
Gazi bu cevap üzerine öğrencilerden birini ayağa kaldırdı:
- Al şu tebeşiri, tahtaya geç. Söyleyeceğimi yaz ve Arapçaya
çevir.
Gazi şu cümleyi yazdı:
`Eski Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde birçok azınlık ile
birlikte Arap azınlığı da vardı. Bugün milli sınırlarımız içinde ise Arap
azınlığı yoktur.'
Öğrenci bu sözleri bir türlü Arapçaya çeviremez. Başka bir öğrenci
kalkar, o da yapamaz. Müderrisin kendisi bile belki bu çeviriyi yapamayacaktır.
Gazi, sınıfa bakar, yirmi yaşın eşiğinde sağlıklı gençler... Yıl 1921'dir,
Anadolu'da bütün ulusun katılımıyla bağımsızlık savaşı yaşanmaktadır. Gazi
ayağa kalkar, Hoca'ya şu sözlerle seslenir:
- Hoca efendi memleket savaşıyor, istiklal ve varlığını kurtarmaya
çalışıyor. Böyle önemli bir zamanda Lisan - ül - Arabi ile vakit geçirmek,
bu gürbüz Türk çocuklarını cephelerden alıkoyarak bu karanlık odalara tıkmak
günahtır. Bir dil bu tür karanlık
odaların içinde öğrenilmez. Lisan öğrenmek daha çok bir çevre
sorunudur. Akşehir, bir Anadolu, bir Türk kasabasıdır. Burada Arapça konuşan
kimse yoktur. Onun için bu dili öğrenmeye de lüzum yoktur. Çünkü Arapça
bugün ilim ve fen dili değildir.
Gazi Akşehir'de bir başka okula, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı
bir liseye gider, orası da önceki medreseden farksızdır, başı sarıklı hocalar
burada da Arapça öğretmektedirler.
Karatahtada "itidal" sözcüğünü okuyan Gazi bir öğrenciye sorar
"itidal"in ne anlama geldiğini. Öğrenci bilemez, arkadaşı da bilemez. Gazi
hocaya döner:
Tam metin
Eğer tam metine ulaşamıyorsanız, Arşivimizdeki tam metni görebilirsiniz.